BAE SUZY THE PERFECTION: Suzy/Yoochun

BAE SUZY THE PERFECTION: Suzy/Yoochun:

parkyoochun-krp:

Bu okula geleli bir kaç gün olmuştu. Buraya gelmeyi gerçekten çok istemiştim. Çünkü anneme daha fazla yük olmak istemiyordum. Babam öldükten sonra bu yaşıma kadar beni annem büyütmüştü. Annem normal bir insandı, ama babamın benim gibi tuhaftı. Anneme göre biz tuhaftık. Mahallede benim ucube olduğumu düşünen insanlar bile vardı, ama hiçbiri umurumda değildi. Önemli olan annemdi ve annemin artık benim yüzümden acınası bir hayat yaşamasını istemiyordum. Bu okula gelmeden önce eski mahalemizden uzakta bir ev buldum. Sadece anneme yetecek kadar ufak bir ev olsa yeterdi. Ben artık başka bir okula başlayacaktım çünkü. OKul demek için bin şahit isterdi tabii. Okul gerçekten büyüktü. Bir sürü bina vardı ama yine de kendimi burada tuhaf hissetmiyordum. Olmam gereken yerdeymişim gibi hissediyordum. 

Ama burada henüz kimseyi tanımıyordum. Oda arkadaşım dışında. Gerçi onunla da hiç konuşmadık sadece ‘merhaba’ demiştik birbirmize. Ben de çıkıp dışarıda arkadaş edinmenin daha iyi olacağını düşündüm. Ya da önce yemek yesem daha iyi olurdu. Acıktığımı hissetmeye başlaımştım ve yemekhane hem doymak hem arkadaş edinmek için uygun bir ortamdı. Yemekhaneden içeriye girip etrafa göz attım. Beni fark edenler de olmuştu hiç fark etmeyenlerde olmuştu. Ama gerçek şu ki içerisi oldukça kalabalıktı. Yine de o dikkatimi çekmeyi başarmıştı. Yemek tepsimi alıp oturacak yer bakarken onu fark ettim. Adını bile bilmiyordum, ama güzel olduğunu düşünüyordum. Onunla tanışmak için can atıyordum. Hem güzel hem de çok iyi kalpli bir kız gibi duruyordu. Saftı ve güzelliği anneme benziyordu. Annem gibi birini bulacağımı ummuyordum, ama o tam karşımda yemek tepsisiyle oturuyordu. ‘Hadi Chunnie! Git ve tanış.’ diyerek kendimi cesaretlendirdim ve hemen yanına gelince “Selam. Oturabilirim miyim?” diyerek gülümsedim. 

——————————————

Bacaklarımı dizlerimden birbirine yapıştırmış ona doğru bakıyordum. Siması gittikçe yaklaşıyordu. Saçları çok hoştu ve uzun boyluydu. Ama zayıf ve saf bir görüntüsü vardı. Suratımı ekşitmiştim ama yüzüme takındığım parıltılı gülümsemenin yanında pek dikkat çekmemişti. Oturmak için iznimi sorduğunda kafamı sağ tarafa doğru hafifçe yatırdım ve konuşmaya başladım. “Tabi oturabilirsin.” Çok mutlu olmuştu. Neden bu kadar mutlu oldu ki acaba diye düşünüyordum. Daha sonra ortamı neşelendirmek için “Ama yemeklerimi paylaşmam.” dedim. Gülüşüyorduk. “Merhaba ben Yoochun.” dediğinde tanışmak için elini uzatmıştı. Sağ elimdeki çatalı bıraktım ve elimi selpakta sildikten sonra uzattığı eli sıktım “Ben de Suzy, bana hemşire derler.” derken. Ama elimi bırakmıyordu. “Eğer 3 saniye içerisinde elimi bırakmazsan ölmüş olacaksın.” dedim.

Anlamamış bir biçimde bana bakıyordu ama elimi bırakmamıştı. Elimi kaba bir şekilde ondan ayırdım ve kızmaya başladım. “Ahh şapşal çocuk! Aisshh! Eğer elimi bırakmış olmasaydın şu an bayılmış olurdun. Benim gücüm bu, bir insana 10 saniye civarı dokunursam eğer o insan bilincini kaybeder.” Korkmuş gözlerle bana bakıyordu. Kahkaha atmıştım. “Çok şirin sen ya!” derken çatalımı tekrar elime aldım ve önümdeki yemeği yemeye başladım. Yemekler çok kötüydü, boğazımdan geçmiyordu. Ama onun yanında bunu gösterirsem imajımı yanlış anlayabilirdi. Yemekleri yiyemiyordum ama bitmesi gerekiyordu. “Düşün Suzy düşün…” derken aklıma fikir geldi. Masadaki kaşığı ona doğru uzattım ve “Sende yemek ister misin? Gözüm doymadığı için sanırım çok almışım.” dedim ve göz kırptım.