BAE SUZY THE PERFECTION: Suzy/Yoochun

BAE SUZY THE PERFECTION: Suzy/Yoochun:

parkyoochun-krp:

Kafasını yana yatırıp oturabileceğimi söylediği zaman yüzümde aptal bir gülümseme olduğunu sezmiştim, ama o kadar tatlıydı ki kendimi engelleyemiyordum. Aptal gibi sırıtıyordum. Yemeğini paylaşmayacağını söylediği zaman ise gülmeye başladı. O kadar güzel gülümsüyordu ki kendimi tanıtmam zaman almıştı. Elimi uzatıp kendimi tanıttığım zaman çatalını bırakıp elini sildikten sonra elimi sıkıp o da kendini tanıttı. Lakabı hemşireydi demek. Onu hemşire kıyafetlerinin içerisinde hayal etmek… Gerçekten pembe hemşire elbiselerinin içerisinde oldukça şirin görünüyordu. Ben başımın üzerindeki hayalle meşgulken 3 saniye sonra ölmekle ilgili bir şeyler söyledi, ama anlayamadım sonra aniden elini elimden çekti ve gücüyle ilgili gerçekleri söylediği zaman gözlerim büyüdü. Başımın üzerinde canlanan hemşire bulutu puf diye söndü. Ama hemen sonra şirin olduğumu söylediği zaman aptal gülümseme yeniden yerleşti suratıma. Elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemiyordum. Bu çok tuhaftı, ama onda hem çekici hem itici bir şeyler vardı. Birden yemek isteyip istemediğimi sorduğu zaman ne diyeceğimi bilemedim. Onunla ilgilendiğimi anlamış olmalıydı. 

“Benimle paylaşmayacağını söylediğini sanıyorum, ama yine de ısrarlarına karşı koymayacağım.” dedim ve uzattığı kaşıktakileri ağzımı kocaman atarak yuttum. Ve ağzımdakini yutkunduktan sonra yedirmeye devam etti. Neredeyse bütün tabağını yemiştim. “Buna alışırsam kötü olur ama.” diyerek son lokmamı yuttuktan sonra dil çıkardım ben de. Nazikçe cevap vermeden gülümsedi. Bu gülüşü çok sevmiştim. İnsanı mutlu ediyordu. “Yemekten sonra bana okulu gezdirmeye ne dersin?” dedim ve konuşamasına izin vermeden devam ettim. “Buraları biliyor gibisin. Tek başıma kaybolmak istemiyorum.” 

********************************

Elimdeki kaşığı kendi eline almasını bekliyordum ama o bunun aksine uzun saçlarıyla doğru orantılı olan büyük ağzını açmış yemek dolu kaşığı ağzına götürüyordu. Çocuğunu besleyen bir anne gibi hissetmiştim kendimi ve bu his çok hoşuma gitmişti. Bu yemeği yemek istemiyordum. Madem böyle yiyordu, ben de bu fırsatı kaçıramazdım ve kaşığa yeniden yemek doldurarak onu kendi ellerimle beslemeye başladım. O yemeğini yerken bende bir yandan onu izliyordum. Aslında çok hoş bir çocuktu. Saçları çok etkileyiciydi. Gözleri çok keskin görünüyordu ve gülümsemesi, eğer etrafımda çok gülümserse onunla flirt edebilirdim. Bana kendi ayaklarıyla gelmişti, flirt etmesem bile onu etrafımda tutarak eylemlerim için kullanabilirdim. O yüzden ona karşı biraz daha cilveli olmaya karar verdim. Tabakta yemeğin tamamını bitirmişti, şaşkınlıkla ona bakıyordum ama yemek bittiği için memnundum. Kaşığı tabağın kenarına koydum ve yemek tepsisini yan tarafıma doğru ittirdim.

Buna alışırsa kötü olacağından bahsediyordu. Demek ki çok hoşuna gitmişti, her şeyi planlı olarak yapmak temel özelliklerimden biridir. O yüzden bu olaya da planlı yaklaşıyordum. İlk planım onu kendime aşık edebilmekti. Benim etrafımda kalmasını sağlamalıydım. Acaba mutant gücü neydi? Paniklemiştim. Eğer empatikse benim aklımı okuyabiliyordu şu an ve benimle dalga geçiyordu. Bu cümle aklımdan geçtiğinde gözlerine doğru baktım. Gülümsüyordu gözlerinin içi, o yüzden empatik olmadığına karar verdim ama bunu ona sormalıydım. Buraları biliyor gibi miydim? “3 aydır buradayım ben, siz yokken buralarda koşuşuyordum.” dedim ve gülümsedim. “E hadi o zaman gidelim.” dedim. Elinden tuttum ve onu peşimden sürüklemeye başladım. Çok şaşırmıştı. “İlk nereden başlamak istersin?” dedim. “Ah hadi gel bahçeye çıkalım!” dedim. Ellerini bırakmıştım, bir kaza çıksın istemezdim. Dışarıya çıktığımızda tam karşımızdaki büyük Xavier heykelini gösterdim parmağımla. “O kim biliyor musun?” dedim. “Evet, profesör Xavier!” dedi bilmiş bir tonla. “Evet. Aynı zamanda benim büyükbabam.” dedim ve gülümsedim. Çok şaşırmıştı.